| |
CEMİL TOKPINAR
Aile hayat...
Aileyi sarsan
mail çet ve cep mesajları...
|
Teknolojinin son gözdesi olan internet, bütün dünyanın en
yaygın iletişim ağı olurken, yanlış kullanmaktan kaynaklanan
olumsuzluklarla yuvamızın saadetini tehdit ediyor, eşler arasındaki
diyalogu azaltıyor ve tarafları ihanet boyutuna varan bir "aldatma
tuzağı"na düşürebiliyor.
İnternet ağıyla bütün dünyanın bilgisi parmaklarınızın ucuna gelmiş
durumdadır. Sayısız kişi, kuruluş, şirket, okul, kurum internet yoluyla
size kendisini ve faaliyetlerini tanıtıyor. Bunun için internete bağlı bir
bilgisayarınızın olması yeter. Hatta bir dost ve akrabanızdan ya da bir
internet kafeden faydalanarak "sanal dünya" ile irtibat kurabiliyorsunuz.
Yarım asır öncesini hafızamızda canlandırdığımızda, sırasıyla radyo,
pikap, teyp ve televizyonun aile içi eğitimi, iletişimi ve tabiî ki
mutluluğu etkilediğini görmekteyiz. İçlerinde televizyonun tartışılmaz bir
saltanatı var. Şimdi ise bunlara yeni araçlar eklendi. Cep telefonu ve
internet, bunlardan ikisi. Kullanım hatasından kaynaklanan öyle
olumsuzlukları var ki, "biz bize" yaşadığımız mutlu yuvamızda huzursuzluk
ve ihanet rüzgârları estirebiliyorlar.
Yıkılan yuvalar, tükenen sevdalar, boşanan eşler, ihanete uğrayan saymakla
bitecek gibi değil. İnternetteki e-mailleşme ve çet problemi, eşleri,
nefis ve vicdanları arasında çaresiz bırakıyor. Bazen nefis galip geliyor
ve toplumun temeli olan bir aile daha yıkılıyor; geride şefkat ve ilgiden
mahrum çocuklar kalıyor.
BU TUZAĞA
DİKKAT:
"DOSTUZ
DERTLEŞİYORUZ"
Telefonla arayan evli bir hanım, bir gençle çette tanıştıklarını, onu
sevdiğini, ancak vicdan azabı duyduğunu, çocuklarının ve eşinin yüzüne
bakamadığını, yaptığından utandığını söylemişti. Çetleşme ile başlayan
tanışma, daha sonra telefon görüşmelerine dönüşmüş. "Aramayacağım diyorum,
ama yapamıyorum, yine arıyorum, aramazsam o beni arıyor" diyerek
çaresizliğini ve ne yapacağını sormuştu.
Kendisine, vicdanının sesine kulak vermesini söyledim. En doğrusu, bir
daha hiç aramaması, gelen telefonları reddetmesi, hatta o genci
terslemesi, azarlaması ve telefon numarasını değiştirmesini altını çizerek
söyledim. Davulun sesi uzaktan tatlı geliyordu. Oysa bu kadının aradığı
cennet kendi yuvasında duruyor da farkında değildi. Bir kere o genç, bu
kadınla evlenemezdi. Yaş farkının yanında ortada iki de çocuk vardı.
Evlenmek istese bile, ailesi razı olmazdı, zorla vazgeçirirlerdi. Zaten
kadının da, eşinden boşanmak, çocuklarını bırakmak gibi bir düşüncesi
yoktu.
Peki, niye konuşuyordu?
O gençle konuşması için geriye bir şık kalıyordu: gençle görüşmelerini
ilerletip, zaman zaman eşini aldatmak ki, kadın bunu da kesinlikle
düşünmüyordu. Zaten bu durum, iffetli, namuslu ve vicdan sahibi bir
insanın kesinlikle kabul edemeyeceği bir durumdu.
Tabiî, internette yabancı bir kimseyle çetleşenlerin uydurdukları bir
züğürt tesellisi var. Yaptıkları yanlışa isyan eden vicdanlarını susturmak
için, "Biz kötü bir şey konuşmuyoruz. Sadece dostuz, dertleşiyoruz"
diyorlar. Bu sözler, nefis ve şeytanın tuzağına yavaş yavaş düşüşün
ifadesinden başka bir şey değildir. Nasıl oluyor da, bir erkek veya kadın,
kendi eşine, çocuğuna, anne babasına, arkadaşına açamadığı bir derdini,
hiç tanımadığı yabancı bir kimseyle paylaşıyor? Karşısındakinin samimî ve
iyi niyetli olup olmadığını nereden biliyor?
DİKKAT EDİN VE
TİTREYİN
İnternette namahremlerle duygusal içerik taşıyan yazılı, sözlü veya
görüntülü çet yapanlar, e-mailleşenler veya cep mesajları çekenler! Yanlış
yoldasınız. Aradığınız huzur ve mutluluk sarayı, uzaklarda değil, yanı
başınızdadır. Eşinizi ve yuvanızı keşfedin. Hiç tanımadığınız kişilerin
uzaktan ışıltılı görünen dünyaları, renkli mutluluk lâmbalarından
oluşmuyor; ihanet, aldatma, yalan, sahtekârlık ateşleridir onlar. İyice
yaklaşınca yuvanızı saran zehirli alevleri hissedersiniz, ama korkarım iş
işten geçmiş olur. Dikkat edin, titreyin, kendinizi yoklayın, tedbir alın
ve tuzağa düşmeyin. Ve unutmayın: Peygamberlerden başka hiç kimse korunmuş
değildir. Her an ayağınız kayabilir, kendinizi imtihan ateşinin alevleri
içinde bulabilirsiniz. Hiç tanımadığın birine, sahtekâr mı, namussuz mu,
ne olduğunu bilmediğin birine sıkıntılarını döküp rahatlamayı
düşünüyorsunuz da, nefis putlarını kırıp, eşinizin saadet sarayının
paspasını temizlemiyorsunuz. Yazık çok yazık…
İBRETLİK
HADİSELER
Evli ve üç çocuk sahibi bir erkek, bir bayanla çetleşiyor. Sonra cep
mesajına dönüyor iş. Dostluk, kardeşlik, dertler, sıkıntılardan söz
ediliyor. Siz şeytanın tuzağına bakın, nasılda kuruyor tezgâhını. Erkek
diyor ki, "Kadın çok iyi niyetli. Kocası yoğun işinden kendisiyle
ilgilenmiyor. Ben de derdini dinliyorum. Derdine ortak olmak kötü mü?" Ya
sonrası? Kadın aşktan, sevgiden bahsetmeye başlıyor. "İçimdeki ateş
yanıyor, yanıyor ve gittikçe büyüyor." diyor. Ne ateşidir yanan? Hani
dostluk, kardeşlik, dertleşme idi?
Oysa erkeğin ciddi bir niyeti yok. Öylesine gönül eğlendiriyor. Karşı
tarafta ise, çocuklu ve evli bir kadın var. Ve hepsinden acısı, eşine
güvenen, "Benim hanımım Allah'tan korkar, namahremle çetleşmez" diyen,
gece gündüz onların rızkı için çırpınan masum bir erkek var. Şimdi bu
hanımın yaptığı, hangi ahlaka, hangi vicdana, hangi insanlığa sığar?
* * *
Bir başka olay: Evli bir kadın, çette bir bekârla tanışıyor. İş yavaş
yavaş sevdaya dönüşüyor. Bana soruyor: "Hocam, yaptığım caiz mi?" Nasıl
caiz olabilir? İster evli ol, ister bekâr. Bir namahremle, nikâh bağı
olmadan duygusal amaçlı konuşman doğru olur mu? "Peki, ne yapayım" diyor.
Çok basit: Hiç arama ve ararsa reddet. Çünkü evlisin ve bu yanlışın tamiri
ve telâfisi yok.
Elbette bir kez gönül verdinse, vazgeçmek zor olacak, ama birkaç gün
ağlayacaksın, birkaç kez acı çekeceksin. Sonra rahatlayacaksın. Ya
sürdürürsen? Ya ihanet çemberini genişletirsen? Olabilecekleri tahmin
edebiliyor musun? Telefon konuşmaları, görüşmelere, buluşmalara,
ihanetlere dönüşürse, bunun vebalini dünyada ve ahirette ödeyebilecek
misin?
On yıllık evli birisinin iki çocuğu var. Eşini hiç sevmiyormuş, zorla
evlendirilmiş. İki buçuk yıldır birisiyle çet yapıyormuş. O bekârmış, ona
ilgi duyuyormuş. "Zorla evlendirilme" yanlışını bir kenara bırakırsak, on
yıldır iki çocuğuyla mutluluğu keşfedemeyen birisi, internet yoluyla
aradığı huzuru bulabilir mi? Hata hatayı doğuruyor.
* * *
Ve son bir örnek: Yaşı kırkı aşmış, evli, üç çocuklu bir erkek, bir gün
çet yaparken dul bir bayanla tanışıyor. Daha sonra buluşup, konuşuyorlar.
Birbirlerinden hoşlanıyorlar ve dinî nikâh kıydırıp karı koca hayatı
yaşamaya başlıyorlar.
Tabiî ki ilk eşinin ve çocuklarının haberi yok. Sonucu belirsiz, karışık,
sorunlar yumağı bir durum. Erkek ikisinden de vazgeçmiyor. İkinci kadınla
aralarında çok büyük bir yaş farkı da var. Bir dizi yanlış, bir dizi sorun
ve çözümü zor bir olay.
HERKES
TUZAĞA
DÜŞEBİLİR
Öncelikle şu gerçeğin altını bir kez daha çizelim: Hiç kimse, "Bende veya
eşimde şu şu sorunlar olmaz. Kendime ve eşime bu konuda son derece
güveniyorum" garantisi vermesin. Çünkü herkes, her türlü aile sorununu
yaşayabilir. Hiçbirimiz peygamberlere has olan "ismet", yani "günahsızlık"
niteliğine sahip değiliz. Bunun için harama giden yolları çok iyi bilmek,
kendimizi ve eşimizi korumak için tedbirler almak zorundayız.
Bunu derken, gece gündüz eşinizden şüphelenin, onu evhamlarınızla bunaltın
demiyorum. Söylediğim şu: Dinimizin, namahremlerle ilgili emir ve
yasakları, koyduğu kurallar ve çizdiği sınırlar, hepimiz için geçerli.
"Ben kendime güvenirim, o yasak niyeti temiz olmayanlar için" gibi eğip
bükmelere gitmeyelim. Emir ve yasakların ilk muhatabı Peygamberimiz
sallallahu aleyhi ve sellem değil mi? Ve en iffetli, en temiz niyetli, en
güvenilir kişi yine o değil mi?
Yüce Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Allah'tan gelen emir ve
yasaklara en evvel ve en titiz uyan kişidir. Gerçek bu iken, biz kim
oluyoruz ki, kendimizi dinî sınırların dışında tutmaya çalışıyoruz? Bunun
için diyorum ki, kendinizi ve eşinizi iffetsizlikten, haramdan, ateşten
koruyun.
EVLİLER NİÇİN
ARAYIŞLARA
GİRERLER?
İnsanlar, ya hak ettikleri mutluluğu yaşarlar ya da ileride
ödüllendirilecekleri bir acıya katlanırlar. Bedelini ödemediğiniz hiçbir
şey size verilmeyecektir. Ne var ki, bu gerçekleri bilmeyen ya da
kabullenmekte direnen nice insan, mutluluğu kolayca bulmak ister. "Armut
piş, ağzıma düş" kolaycılığı bazen bütün dünyamızı istilâ edebiliyor.
Beklediği mutluluğun bedelini bir şekilde ödemeden, bu mutluluğa kavuşmak
isteyen insanlar, bir türlü beklediklerini bulamayınca farklı arayışlara
giriyorlar. Kendi hayatlarına kanaat etmez, "Dışı seni yakar, içi beni"
gerçeğinden habersizce çevredeki insanların yaşayışlarına özenirler. "Bak
falancalar ne kadar mutlu. Çifte kumrular gibiler sanki" diye imrenirler.
Onların "Kol kırılır yen içinde" misali neler çektiklerinden habersiz ya
da ödedikleri bedellere karşı bilgisiz olduklarından kendi hallerine
hayıflanırlar. Oysa mutluluk, sadece kavuştuğumuz güzellikler değil, aynı
zamanda dünyamızda geliştirdiğimiz doğru bir bakış açısıdır. Söz gelişi,
ahirette kavuşacağı sonsuz nimetleri bilen bir kimse işkence altında bile
mutlu olabilir. Bu gerçeğe de aldırmazlar. İçlerinde bulundukları yuvanın
hep olumsuz yanlarına, eşlerindeki kusurlara odaklanırlar. Ve içlerinde
"yeni bir eş" arayışı başlar.
Oysa bu yanlıştır ve sonucu her iki tarafı da hüsrana uğratacaktır.
Yapılması gereken, kendi yuvasında, kendi gayretleriyle, Allah'ın
yardımıyla bir mutluluk ortamı inşa etmektir.
|