|
gönül penceresinden
D. ALİ TAŞÇI
dalitasci@yahoo.com
Cenneti dünyaya akıtmanın formülü
YUMUŞAK HUYLULUK...
O zaman, seninle arasında düşmanlık bulunan
kimsenin yakın bir dost gibi olduğunu görürsün."(41/34)
Enes b. Malik radıyallahu anh, bu ayetin tefsirinde : "O, öyle bir
adamdır ki, başkası kendisine kötü sözler söylediğinde, ‘Doğru
söylüyorsan Allah beni, yalan söylüyorsan seni af etsin.’der.”
Hilm–Yumuşak Huyluluk
Güzel insanlar her zaman aranmıştır. Kötülerin sesi sel gibi çok
çıksa ve zayiat verse de iyiler pınar gibi ve sessiz diriltici
soluklarını hep insanlığa hediye etmişler ve kazançlı
çıkmışlardır. Hayatı kucaklayan hilm sahibi, yumuşak huylu
insanlar olmuştur.
Çevrenizi gözlemleyin; kaba insanların sert ve kırıcı, kaba
davranışlarının yarattığı duyguyu ölçün; bir de kibar, nazik,
yumuşak huylu insanların etraflarındaki sevgi halesini düşünün.
Birisi ne kadar itici ve iğrenç, diğeri de ne kadar hoş ve
çekicidir. Bütün varlık hoş ve çekici olanın arkasından gider.
Kabalık hastalıktır, Aslolan nezakettir, iyi, yumuşak huylu
olmaktır.
Adamın biri, diğerine: "Sana öyle kötü söz söyleyeceğim ki, mezara
da seninle gelecek." deyince, diğeri: "Hayır, o benim mezarıma
değil, senin mezarına gelecek; çünkü her kötülük, sonunda onu
yapanın yakasını bırakmaz." diye cevap verir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:
"Beş şey peygamberler ahlakındandır : Haya, hilm (yumuşak
huyluluk), kan almak, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek." (Tirmizi)
Bir başka Hadis–i şerifte de şöyle buyuruyor:
"Müslüman, yumuşaklığı ile gündüz oruç tutan ve gece ibadet
edenler seviyesine yükselir. " (Taberani)
Adamın birisi şöyle dua eder:
"Ya Rab! Benim kimseye verecek bir şeyim yok, yani hayır yapacak
halde değilim. Kim benim aleyhime bir şey konuşursa, ben ona
hakkımı bağışladım, ona bir sadakam olsun."
* * *
Her zaman diliminin kendisine has olumlu ve olumsuz yönleri
vardır; çünkü hayat zıtlardan meydana gelmektedir. Yaşadığımız
zamanın belki de en belirgin özelliği, saygının ve sevginin
azalmasıdır. Değer yargısı olarak maddenin (paranın) öne çıkması,
her davranışı çıkara göre eğip bükmüştür ve insanları kaba ve
hırçın yapmıştır. Bir yerde kabalık saltanat kurmuşsa, orada
yaşamak eziyettir. Bu hayat, uzun zamanda insanı kendine
yabancılaştırır.
Özellikle büyük şehirlerin yaşam yoğunluğu, bunun doğurduğu stres,
insanları sabırsız hale getirmiş ve dokunsan patlayacak bombalar
konumuna düşürmüştür. Maalesef, bombanın arkasına düşen güvenlik
güçleri var da, insanın sonsuzluğunu alıp götüren bu görünmez
bombayı zararsız hale getirecek bir el yok! Trafikteki basit bir
münakaşa cinayetle sonuçlanabiliyor, cebindeki küçük bir para için
cana kıyılabiliyor!... Ve bütün bu durumlar kanıksanıyor, kimsenin
kılı kıpırdamıyor!
Ailede, okulda, iş yerinde, sokakta, toplumun başka birimlerinde
insanı insan yapan yumuşak huyluluk, nezaket, iffet, rikkat,
nesafet, letafet, uhuvvet… (Maalesef bunların da anlamlarını
bilmiyoruz.) gibi güzel ahlak gitmiş, yerine kabalık, saygısızlık,
vefasızlık, sevgisizlik, bencillik… gibi kötü ahlâklar gelmiştir.
(Hayatı çekemiyorum, diyenler; içinizdeki kötü ahlâkları çekip
atın, hayat nasıl cennete dönüşecektir, hayretle göreceksiniz.)
Efendimiz buyuruyor:
"Üç şey vardır ki, bunlardan biri kendisinde bulunmayan adamın
hiçbir şeyine itibar etmeyiniz. Bunlar: kendisini isyandan
koruyacak takva, adi kimselerden kendisini koruyacak hilm ve
insanlarla geçinecek güzel ahlak." (Ebu Nuaym'dan )
Bütün mesele, Müslümanın dinini iyi bilmesi ve onu yaşamasıdır.
Cehaletten daha büyük düşman yoktur. Ne yazık ki, günümüz insanı
cehaleti bir madalya gibi hep boynunda taşımaktadır.
Cehalet nedir? Allah'ı bilmemektir. Peygamberi tanımamaktır.
Ahirete inanmamaktır. Hal böyle olunca, Allah'ın yarattığı ve en
büyük sanat eseri olan insan da tanınmamaktadır. Bundan daha büyük
bir zulüm mü olur? Bu sayılanlar yalnız bireysel planda değil,
toplumsal alanda, ülkeler arasında da cereyan etmekte, güçlü,
zayıfı yok etmeye çalışmaktadır ve bütün bunlara da "Çağdaş
demokrasi" denilmektedir.
Yine bir Hadis–i şerif de Efendimiz sallâllahu aleyhi ve sellem
şöyle buyuruyor:
"Bilmiş olunuz ki insanlar çeşitli tabakalarda yaratılmıştır. Kimi
geç kızar, çabuk barışır; kimi çabuk kızar, çabuk barışır. Bunlar
birbirine yakındır. Kimi çabuk kızar, geç barışır. Bilmiş olunuz
ki bunların en hayırlısı, geç kızıp çabuk barışan; en kötüsü de
çabuk kızıp geç barışandır."
Bir başka sözünde de:
"Karşılıklı kötü söz söyleyenler, birbirinin şerefini zedeleyen
iki şeytandırlar. "
İmam–ı Şafii rahmetullahı aleyh' in de güzel bir sözü vardır:
"Kızdırıldığı zaman kızmayan eşektir; kızgınlığı geçtikten sonra
barışmayan da şeytandır."
* * *
Modern zamanlarda her şeyimizi dünya menfaatine ve nefse göre
ölçtüğümüz için, değer yargılarımızı kaybettik. Fakat her şeye
rağmen sabırla ve güzel ahlâkla çağın hayat algısına direnmek,
müslümanın en önemli görevi olmalı ve bunu ahlâk yapısı haline
getirmelidir. Kendimize yapılan kabalıklara karşı aynı kabalıkla
cevap vermek gibi bir davranışımız asla olmamalıdır. Mevlâna'nın
sözünü hatırlayalım:
"Köpek beni ısırdı. Ben insandım, onu ısıramazdım; dudağımı
ısırdım."
Siz siz olunuz, iki dudağı arasında köpek tüyü ile dolaşandan
köpekten kaçar gibi kaçın; dudağı kanamalı insan arayın.
Yine Sevgililer Sevgilisi buyursun:
"Allah–u Teâla bir ev halkını sevdiği zaman onların arasına
yumuşaklık (uysallık) sokar da tatlı geçinirler."
Adam gibi adam odur ki kendisine kötülük edene o dua ve istiğfar
etmiştir ve böylece yükselmiştir. Allah aşkıyla taşan gönül
katilini bile af eder. Olur, mu demeyin, olur olur!
Âlemlerin Efendisi buyurdu:
"İlim, müminin samimi dostu, hilm veziri, akıl delili, amel fayda
ve koruyucusu, rıfk (tatlılık) annesi, mülayemet (uysallık)
kardeşi, sabır ise ordu kumandanıdır." (Ebu'ş Şeyb'den)
* * *
Peygamberlerden biri ümmetine:
"Kızmamak üzere bana söz veren, derece bakımından benimle olduğu
gibi, sonunda da benim halifem olur." dedi. Gencin biri, "Ben
varım, bunu en iyi olarak ben yerine getiririm, kimseye kızmam."
dedi ve sözünü yerine getirdi, nihayet onun yerine geçti. Bu genç
Zü'l– Kifl adındaki peygamberdir. Buna Zü'l – Kifl denmesi,
kızmamaya söz verdiği, yani bu kefalet altına girdiği ve sonra da
sözünde durduğu içindir.
Kızan insan aynaya baksa kendinden utanır: Kükrer, rengi değişir,
şuursuzca sağa sola saldırır, ağzından salyalar akar, gözleri
kızarır, burun delikleri açılıp kapanır, suratı insan suratı
olmaktan çıkar… O anlar, insanlıktan istifa edildiği anlardır.
Ölüm gelip çatsa, müflis diye gidecek..
Gerçekten insan olmak, insanca yaşamak en büyük sanattır. Bu
sanatı bize bağışlayan San'i olan Allah–u Teala'ya sonsuz şükürler
olsun..
|