|
VEHBİ VAKKASOĞLU
www.vehbivakkasoglu.net
MİHENK
İstanbul'un
manevi sahibi şerifi
EBU EYYÜB HALiD BiN
ZEYD EL–ENSARÎ
Halkımız, onu kısaca Eyüb Sultan diye bilir ve
anar. İstanbul’un en güzel ilçelerinden biri onun adını taşır.
Özellikle de mübarek gün ve gecelerde türbesi ve camii müminlerle
dolar taşar.
Rahmetli Hacı Cemal Öğüt Hocaefendi, bir vaazında der ki:
"Tanıdığım bir Müslüman var. Eyyüb Sultan'a hiç sırtını dönmez.
Uzak yakın ne tarafından geçse, mutlaka ona yüzünü döner,
Fatihasını böyle okur; saygısını tam yapmaya çalışır... Siz de o
zat gibi yapın. Bu büyük ve çok değerli sahabenin kıymetini
bilin."
Onu dinleyenlerden biri, bu fevkalâde saygılı kişiyi merak etmiş
ve onun kim olduğunu sormuş. Hocaefendi ise, "Kim olduğu mühim
değil. Siz yaptığını yapın, sahabeye gösterdiği saygıyı gösterin
yeter" demiş ama, adamcağızın merakını giderememiş...
"Hocam" demiş, "lütfen tanıtın bu nezaket ve vefa timsali adamı
bize..."
Hocaefendi, ne dediyse durduramamış adamı... Sonunda; "Evlâdım,
tanıyıp da ne yapacaksın ki?" diye sormuş. Adamcağız da,
"Peygamberimizin Sahabesine bu hürmeti yapan adamın, tutup
ellerinden öpeceğim" demiş.
Bu cevap üzerine Cemal Öğüt Hoca,"Peki, öp öyleyse" diyerek
uzatıvermiş elini...
Bu hatırayı anlattığımda, toplantımızda bulunanlar, "Hocam, bir de
sizden dinleyelim o büyük Sahabe yi" dediler.
Ben de, o güzel gönüllü insanları kırmadım tabii ki...
Onlara anlattığımı sizlerle de paylaşmak isterim:
SAHABENİN
BÜYÜKLERİNDENDİR
Yani Efendimizden ders alma şerefine ermiş bahtiyarlardandır.
İslâm'a ilk giren Medinelilerdendir. Peygamberimiz daha Mekke'de
iken, Medine'den gelerek O’na bağlılıklarını bildiren 70 kişiden
biriydi.
Güzeller Güzeli Medine'ye hicret edince, bütün Müslümanlar O'nu
misafir etme şerefine ermek için yarıştı. Peygamberimiz hiç birini
kırmamak için, devesini serbest bıraktı. Deve, kimin evinin önünde
durursa, Efendimiz onun misafiri olacaktı.
Herkes büyük bir heyecan içinde devenin peşine düştü. Nihayet, en
çok sevinen Ebu Eyyüb oldu. Çünkü Efendimizin devesi onun evinin
önüne çökmüştü.
Peygamberimizin mescidi ve evi yapılıncaya kadar, altı ay Ebu
Eyyüb'ün evinde misafir oldu. Misafirliği süresince, Efendimizi
rahat ettirmek için büyük çaba sarfetti.
Kendisi ve eşi, evin üst katında, Efendimiz ise alt kattaydı.
Yukarıdan toz, ya da su dökülür korkusuyla endişe ediyorlar ve
uyuyamıyorlardı.
Nitekim bir gece, testileri kırıldı ve su döküldü. Aşağıya
sızmasın diye suyun üzerine yorganlarını bastırdılar.
* * *
Bir gece Ebu Eyyüb hazretlerinin uykusu kaçtı ve kendi kendine
şöyle dedi:
"Biz Resulullah'ın üzerinde geziniyoruz ha!"
O gece üst katta uyuyamadılar. Sabahleyin durumu Efendimize
anlattılar.
Güzeller Güzeli, "Alt kat benim için daha uygun" buyurdu.
Ebu Eyyüb ısrar etti ve dedi ki:
"Hayır! Sizin alt katta olduğunuz bir evde ben uyuyamam..."
Bunun üzerine Peygamberimiz üst kata taşınmaya razı oldu.
* * *
Ebu Eyyüb radıyâllahû anh, Efendimizin döneminde Bedir dahil bütün
savaşlara katıldı. Efendimizden sonra da,ömrü cihad meydanlarında
geçen bir kahramandı.
Ancak asıl kahramanlığı, Efendimize gösterdiği misafirperlikte ve
cömertlikte idi.
Bir gün, Hazreti Ebu Bekir, çok sıcak bir öğle vakti Efendimizin
mescidine geldi. Hazreti Ömer de oradaydı.
"Ey Ebu Bekir, niçin bu saatte buradasın?" diye sordu.
"Açlıktan" dedi. "Artık dayanamayacağım kadar acıktım."
Hazreti Ömer, "Yemin ederim ki, ben de aynı sebepten buradayım"
dedi.
Tam o sırada, bir de baktılar ki, Efendimiz sallâllahu aleyhi ve
sellem de orada...
O vakitte niçin dışarıda olduklarını sorunca da, günlerdir hiç bir
şey yemediklerini söylediler. Güzeller Güzeli, kendisinin de aynı
durumda olduğunu söyledi ve "Haydi kalkın, gidelim" buyurdu.
Ebu Eyyüb'ün kapısına kadar yürüdüler. Orada evin hanımefendisi
vardı.
Misafirlerini görünce çok sevindi. Onları, "Allah’ın Peygamberi ve
beraberindekiler hoş gelmiş" diyerek karşıladı.
Efendimiz, o eve hep belli bir vakitte gelir ve Ebu Eyyüb'ün
kendisi için hazırladığı yemeği yerdi. O gün Peygamberimiz aynı
vakitte gelmeyince, Ebu Eyyüb hazırladığı yemeği çocuklarına
yedirmiş ve çalışmak için evinin arkasındaki hurmalığına gitmişti.
Güzeller Güzeli, "Ebu Eyyüb nerede?" diye sordu.
Bu en güzel ses, sorulana kadar ulaştı. Ebu Eyyüb, koşarak geldi,
misafirlerini selâmladı. Sonra da, "Ey Allah’ın Elçisi, her günkü
vakitte gelmediniz?" dedi.
"Evet, öyle oldu, doğrusun" buyurdu Efendimiz...
Bu cevap üzerine, Ebu Eyyüb koşarak gitti ve hem kuru, hem yaş,
hem de olgun hurmalar bulunan bir salkımı koparıp getirdi.
Peygamberimiz bu salkımı fazla buldu ve "Ben bu kadarını
istememiştim; bize biraz kuru hurma toplayıver, yeter" buyurdu.
Ebu Eyyüb ise, "Ey Allahın Elçisi! Hurmanın bütün çeşitlerinden
yemenizi istemiştim. Ayrıca sizin için bir de keçi keseceğim"
dedi.
Efendimiz onu uyardı ve "Sakın, süt veren hayvanını kesme"
buyurdu.
Ebu Eyyüb keçiyi keserken, hanımına da şöyle seslendi:
"Sen ekmek yapmakta ustasın. Bize biraz hamur yoğurup ekmek
pişirir misin?"
Kendisi de, etin yarısını haşladı, yarısını da kızarttı. Yemek
hazırlanıp misafirlerin önüne konulmuştu ki, Efendimiz, etten bir
parça koparıp bir ekmeğin üzerine koydu ve şöyle buyurdu:
"Ey Ebu Eyyüb! Bunu kızım Fatıma’ya gönder. Zira böyle bir yemeği
günlerdir yememiştir."
Yemekten sonra, Güzeller Güzeli, "Ekmek, et, kuru hurma,
olgunlaşmamış hurma, olgun hurma..." dedi ve ağlayarak şöyle devam
etti:
"Canımı elinde tutan Allah’a andolsun ki, kıyamet günü bu
nimetlerden hesaba çekileceksiniz."
Bu sözünün oradakilere ağır geldiğini gören Efendimiz, şu
açıklamasıyla onları rahatlattı:
"Böyle nimetlere ulaştığınızda BİSMİLLAH deyiniz. Doyduğunuzda
ise, bize nimetlerini fazlasıyla veren Allah'a hamdolsun deyiniz.
EL HAMDÜ LİLLAH... Böyle yapmanız bu nimetlerin karşılığıdır."
İSTANBUL SURLARININ
ÖNÜNDE EYYÜB–EL ENSARİ
Ebu Eyyüb radıyallahu anh Emeviler zamanında, İstanbul'u fethe
çıkan ordu içinde de yer almıştı. İstanbul o zaman, Kostantiniyye
adıyla Bizans İmparatorluğu'nun başkenti idi.
Yaşı sekseni çoktan geçmişti ama ruhu, fethi müjdeleyen hadis–i
şerifle gepgençti.
Şehrin kuşatılması sırasında bir Mücahid, büyük bir cesaretle
Bizans askerlerinin içine kadar girmişti. Dönüp geldiğinde bazı
arkadaşları, "Niçin canını tehlikeye attın? Dediler.
Ebu Eyyüb onlara döndü ve dedi ki:
"Ey insanlar! Kendinizi tehlikeye atmayınız ayetini, böyle yanlış
yorumluyorsunuz. Bu ayet, biz Ensar hakkında gelmişti.
İslamiyet güçlenip yardımcıları çoğalınca, bizler Resulûllah’tan
gizli olarak, aramızda şöyle konuştuk:
‘Epeydir mallarımıza bakamayıp ziyan ettik. Artık onların başında
dursak da yeniden daha verimli hale getirsek...’
Bu konuşmamız üzerine, Yüce Allah Bakara Suresinin şu ayetini
indirdi:
‘Allah yolunda mallarınızı harcayın, (cimrilik yaparak) kendinizi
tehlikeye atmayın!’
Anladık ki tehlike, cihadı bırakıp mallarımızla meşgul olmakta
idi."
İşte bu inancın sevdalısı olan Ebu Eyyüb'ün bütün ömrü, Allah
yolunda cihad ile geçmiştir. O adeta Allah için cihada doyamayan
bir gönlün sahibiydi. Bu sebepledir ki, İstanbul kuşatması
sırasında hastalığı ağırlaşınca, şöyle demişti:
"Eğer ölürsem, beni de yanınızda götürünüz. Düşmana karşı saf
tuttuğunuz yerde ayaklarınızın altına gömünüz."
Ebu Eyyüb'un bu dileği yerine getirildi ve o Kostantiniye yi
kuşatan surlara en yakın bir yere defnedildi. Orada Peygamber
müjdesinin şanlı bir bayrağı olarak halâ dalgalanmaktadır.
* * *
O tarihten sekiz asır sonra, 1453 yılında, Kostantiniyye son defa
kuşatıldı. 21 yaşındaki delikanlı kumandan, bir gün hocası
Akşemseddin'e başvurup bu kutlu işaretin bulunmasını istedi.
Zira askerin, coşkun bir fetih hamlesi için böyle bir manevi güce
ve moral kaynağına ihtiyacı vardı. Ak Şeyh, kalp gözüyle baktı,
yalvarıp yakardı, ağladı, sızladı ve sonunda sekiz asır sonra Ebu
Eyyüb’ün mezarını buldu.
Bu haber, askeri heyecana getirdi. Ebu Eyyub sanki yeniden dirilip
askerin başına geçmiş ve Efendimiz in fetih müjdesini ilk ağızdan
bir daha ilân etmişti.
Kostantiniyye İstanbul olunca, mezarı yeniden düzenlenmiş ve
padişahlar orada kılıç kuşandıktan sonra tahta çıkmışlardır.
Günümüzde de, Eyyüb Sultan ziyaretçisi en çok olan mekândır.
İstanbul da Efendimizin temsilcisi, fethin manevi mimarı ve şehrin
hamisi, sahibi ve duacısıdır. Bu gerçeği, Padişah Sultan Mahmud'un
kızı Adile Sultan şöyle ifade etmiştir:
Yetmez mi bu şehrin halkına bu nimet–i Bari
Resul–ü Ekrem'in Yarı Eba Eyyübel Ensari.
Ebu Eyyüb’de CİHAD VE İLİM AŞKI
Özellikle de, Efendimizden duyduğu bir hadisi doğru nakletmek
uğruna nasıl bir zahmete katlandığını bilmek, insanı hayrete ve
hayranlığa düşürüyor.
Bir defasında, Medine'den kalkıp Mısır'da oturan Ukbe bin Amir'in
yanına gitmiş ve ona sormuştu:
"Bir müminin ayıbını örtmekle ilgili Resulûllah’tan duyduğun hadis
nasıldı?"
Ukbe bin Amir de, hadisi söyledi:
"Kim dünyada bir müminin gizli kalmış bir suçunu örterse, Allah da
kıyamet günü onun suçunu örter."
Ebu Eyyub bu hadisi öğrenir öğrenmez, bineğine atladığı gibi
Medine'nin yolunu tuttu ve öğrendiğini oradakilere de öğretti.
* * *
Ebu Eyyüb radıyâllâhu anh peygamberimizin sağlığındaki Medineli
beş hafızdan biriydi.
Efendimizden de birçok hadis nakletmiştir. Bunlardan bazıları
şöyledir:
"Resûlûllah Mirac gecesi göğe yükselip dolaşırken, Hazreti
İbrahim'in bulunduğu kata varmıştı.
Hazreti İbrahim dedi ki:
"Ey Muhammed! Ümmetine emret de, çokça Cennet fidanı diksinler.
Çünkü oranın toprağı güzel, yeri geniştir."
Resûlûllah "Cennet fidanı nedir?" diye sordu.
Hazreti İbrahim de, "Lâ hâvle velâ kuvvete illâ billâh sözüdür"
dedi.
* * *
Ebu Eyyüb hazretleri anlatıyor:
Bir adam, "El hamdü lillâhi hamden kesiren tayyiben mübareken fihi"
–İçinde bereket bulunan iyi bir hamd ile Allah"a çok çok hamd
olsun– dedi.
Resûlûllah, bu sözü kimin söylediğini sordu. Sözü söyleyen kişi,
yanlış konuştuğunu sanarak korkup sustu.
Efendimiz "O kimdi; doğruyu söylemişti" buyurdu.
Bunun üzerine, sözün sahibi, "Bendim ey Allah’ın Elçisi! Hayırlı
olacağını düşünerek söylemiştim" dedi.
Peygamberimiz de, şu cevabı ile o kişiyi sevindirdi:
"Ruhumu kudret elinde tutan Allah"a and olsun ki, on üç melek
gördüm. Hepsi de senin bu sözlerine doğru koşuyorlardı. O sözleri,
hangisi Allah katına yükseltecek diye yarışıyorlardı."
* * *
Ebu Eyyüb hazretleri der ki; "Ne zaman Efendimizin arkasında namaz
kıldımsa, onun namazdan sonra şu duayı yaptığını işittim:
"Allah’ım! Bütün hata ve günahlarımı affet.
Allah'ım, beni yükselt, eksiklerimi gider, beni güzel amellere ve
güzel ahlâka eriştir.
Onların güzel olanlarına rehberlik edip, kötü olanlarından
koruyacak olan ancak Sen'sin"
NAMAZ
Ebu Eyyüb hazretleri,
evinde namaz kılarken, aile fertlerinin sessiz olmalarını
istemezdi. Derdi ki, "Ben zaten namazda iken, sizin
söylediklerinizi işitmiyorum."
Hatta bir defasında, o namaz kılarken mescidin duvarı yıkılmıştı
da, mübarek Zat'ın bundan haberi bile olmamıştı.
|