|
Tiryaki Mektuplar
GÜLER TİRYAKİ BİLEN
guler.bilen@hotmail.com
herşeyden önce anne olmak!
Bir insanı
öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibi; bir insanı dirilten bütün
bir insanlığı diriltmiş gibi olacağına göre, bu ilâhi prensip
istikametinde anneler hakkında da gayet açık bir ifadeyle:
"Bir insanı doğuran, bütün bir insanlığı doğurmuş gibidir!..."
diyebiliriz.
Bütün bir insanlığı doğurmak!
Bu ifade anneler ve annelik için mübalağalı bir ifade değildir.
Anneler gerçekten bütün bir insanlığı rahimlerinde taşıyan,
Bütün bir insanlığın doğum sancılarını çeken,
Bütün bir insanlığı doğuran,
Bütün bir insanlığı sütleriyle besleyen,
Bütün bir insanlığın altlarını temizleyen,
Bütün bir insanlığı yetiştiren insanlardır. (Kadının Onuru, Mehmed
Alagaş)
* * *
Eğer marifet sadece doğurmakta olsaydı, yüce Rabbimiz yavruyu
annesine bu kadar muhtaç kılar mıydı? Ve annelik bu kadar kutsal
olur muydu? O karda ki; "cennet anaların ayakları altındadır!"
buyuracak kadar.
Anne olmak, uykusuz geceler geçirmek, yemeden yedirmek, giymeden
giydirmek, kollamak, korumak, usanmadan, sevgi, sabır ve şefkatle
kucaklamak… Rabbim o kadar yüce ki, biz kadınlara annelik
duygusunu daha hamileliğin ilk aylarında yoğun bir halde yaşamaya
başlamamızı sağlıyor. Bir anda aşırı duygusal, şefkat ve sevgi
dolu bir insan oluyoruz. Heyecanla anne olmayı özlüyoruz.
Anne eğiten, geliştiren, büyüten, bilinçlendiren ve bunlardan en
önemlisi öğretici–eğitici olandır.
Biz ebeveynler çocuklarımızın temel bakım becerilerini kazandıran,
onları yediren, doyuran, belirli bir yaşa gelince de yani okul
çağıyla beraber onun üzerindeki sorumluluklarımızın sınırlandığını
düşünürüz. Artık bundan sonrası okulda devam ediyor, çocuk aileye
değil; okula bağlı bir ilerleme kaydetmeli diye düşünürüz. Oysa
birey için öğrenme hayatı okulda değil ailede başlar. Hatta daha
da öte, öğrenme anne karnında başlamaktadır.
Anne olmak dünyanın en güzel, en meşakkatli; bunun yanında en çok
şefkat ve sabır gerektiren bir mesleğidir. Ve bir kadın için
seçilmiş en güzel meslektir. Anneliği bir meslek olarak görmeyen
ve her kadını kendi içinde eritip çalışma ve iş hayatı temposuyla
onlara anneliklerini unutturan modern zihniyete inat, bizler de
sesimizin çıktığı kadar anneliğin en kutsal meslek olduğunu
duyurmalıyız. Bir kadın olarak varlığımızı ete–kemiğe büründüren
ve bizler üzerinden ucuz işgücü ve daha çok bireyin iş hayatına
katılmasıyla birlikte piyasanın düşmesini hedefleyen kapitalist
sermayenin bir parçası olmaktan kurtulmalıyız. Ve tüm
içtenliğimizle kadın olarak annelik mesleğini başarıyla
yapabilmeliyiz.
Kadın olarak bu mesleği samimiyetle yaptığımızda, kendi asli
görevimiz olduğunu da bildiğimizde işimizi yaparken
yorulmayacağız. Zaman zaman tatlı yorgunluklar olsa da her şeyin
yavrularımız için olduğunu bir kez daha hatırlayarak onları
bağrımıza basacağız.
Eğer gerçekten annelik, zevk duyularak, sevgiyle, samimiyetle,
şefkatle, özveriyle yapılırsa en kolay ve en güzel meslek hâline
gelir; aksi halde en zor ve tat alınmayan bir hal alıyor.
* * *
Annelik kutsal olduğu kadar zor yanları da yok değil. Yalnız anne
olmak demek sadece doğurmak demek de değildir. Dünyada geldikten
hemen sonra ya da birkaç ay sonra sokağa bırakılan bir yığın çocuk
var. Şüphesiz onların kaderi sokak çocuğu olmak değildi. Asıl
onları sokağa atan bir anneleri vardı. Düşünsenize her türlü acı
ve sıkıntının ardından, meşakkatli bir şekilde karnında 9 ay ona
sevgi ve şefkat duyarak taşı ve her şeye rağmen onun dünyaya
gelmesine vesile ol, sonra da ondan uzaklaş… Ne kadar acı bir
durum. İnsanın aklı almıyor… İnanılacak gibi değil…
ANNELERDEKİ
YAVRUSUNU KORUMA
REFLEKSİ
Aklıselimi derinden etkileyen bir şey var: bir kedi yavruladığı
zaman tehlike olan bir ortamdaysa ya da böyle bir durumla karşı
karşıya kalınca, nasıl da yavrularını korumaya, o ortamdan
uzaklaşmaya, daha güvenli bir yer aramaya çalışıyor. Hatta çok
karşılaşmışızdır yavrusuna el bile sürdürmez. Yavrusu hayatta
kalsın diye kendisini ona "yediren" örümcek türleri var.
Yavrularını ve yuvasını korumak için, kendisini hayatta tutan
"iğnesini" düşmanına batırıp, "kendini feda eden" arılara ne
dersiniz?
İşte bu nedenle kızmakta ve üzülmekte hak haklıyız, çünkü bir kedi
kadar, bir örümcek, bir arı kadar anne olamayan anneler var. Bütün
hayvanlar yavrularını koruma ve kollama endişesi yaşarlar. Bu
durum içgüdüseldir. Peki, biz insanlara ne oluyor?
Galiba sorun nefislerimizde. Çoktan unuttuk geçici bir hayatı,
geçici bir yerde, geçici bir zamanda yaşadığımızı ve bize emanet
edilen nesilleri…
Sadece yediren, giydiren, doyuran değil, tüm bu ihtiyaçlarının
yanında çocuklarımızın ruhsal, ahlaki, ilmi yönden de
gelişimlerine öncü ve yardımcı olmalıyız. Zamanın gidişatına göre
kendimizin ve çocuğumuzun yaşamdan ne kadar tat alıyor, yaşama ne
kadar ayak uyduruyor, yaşamına dair ne kadar faydalı olduğumuza
dikkat etmeliyiz.
Önceden kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi…
Onlar masumdu ve her onları hatırladıkça içimiz sızlar.
Yine gömüyorlar kız çocuklarını diri diri toprağa…
Ve şimdi masum olarak değil;
Günahkâr olarak gömüyorlar çocuklarını toprağa.
Öyle bir çağdayız ki,
Ne evlat sevgisi; ne de ana–baba sevgisi yerinde kaldı.
Anne–baba katili çocuklar;
Çocuk katili ana–babalar var günümüzde artık…
Kıyamadığımız, gözümüzden esirgediğimiz yavrularımızı ne olur
maddi ve manevi hayatını alt–üst edecek her türlü beladan korumaya
çalışalım. Aile içerisindeki çatışmalar, gerginlikler,
tutarsızlıklar, dışlanmalar, gerilimler ve her türlü şiddetten
uzak, sevgi ve saygı ortamı oluşturarak onlar için daima faydalı
olmaya çalışırken dışarıdaki belalardan korumaya çalışalım. Okulda
ve arkadaşlarıyla olan diyaloglarını da takip edelim.
Bunu yaparken devamlı kollayıcı ve aşırı kontrollü bir tutum
içerisinde olmadan, dikkatli, bilinçli ve dışarıdan izleyen bir
seyirci gibi; ama yeri geldiğinde de en uygun müdahale yöntemleri
ile çocuklarımızı tehlikelerden uzaklaştırabilmeliyiz.
AKILLI İŞARETLERE
KANMAYIN
Çağın en büyük hastalığı diğer bir deyişle asrın vebası
"internet"ten çocuklarımız faydalanmayı bilmiyor, aksine
zehirleniyor. Çocuklarımız böyle de biz büyükler çok mu
faydalanıyoruz? Evdeki bilgisayarlarımız oyun aracı olmamalı…
"Aman çocuk bir saat ya da birkaç saat oynasın ne çıkar" değil,
bağımlılık yaptığında saatlerce, hatta aylarca çocuğumu nasıl
uzaklaştırabilirim kaygısı düşmeden tedbirleri almalıyız. Yalnız
oyun değil, her türlü pislik ortamın var olduğu internet
bağımlılığı günümüz insanlarında zor ve şiddetli hastalık
oluşturuyor.
Sadece internet mi? Çocuklarımızı televizyondan da uzak
tutmalıyız. "Yaşına uygun programları izlemesini sağlıyorum,
RTÜK'ün koyduğu akıllı işaretler sayesinde yaşına uygun olmayan
programları izletmiyorum" diye bir gaflete sakın ola düşmeyelim.
Zira o akıllı işaretler "yaşına uygun" mesajı verip izlenmesine ve
bilinçli bir şekilde: "olumsuz örnek taşıyabilir."
"7 yaş ve üzeri" derken başlıyor 13 yaş ve üzerindeki filmlerde
her türlü ahlak dışı görüntüler ve simgeler… Hele bir de 16 yaş ve
üzeri izleyebilir "akıllı işaretleri" olan bir programın 16
yaşında olan bir çocuğunuzun izlediğini düşünün. Dilerseniz 18 yaş
ve üzeri akıllı işaretini hiç açmayalım…
Bizim dinimiz bize uygun olmayanın azını da yasaklamıyor muydu?
Çoğu haram olanın azı helal miydi yoksa? Burada zaman kaybından
falan bahsetmiyorum. Sadece küçük çocuklarımız için de yazmıyorum!
Ne demek yani şimdi 18 yaşından yukarıda olanlar o sözde akıllı
olan işaretlerin bulunduğu o programları izlemelerinde hiçbir
mahsur yok mu? Vermek istenilen mesaj bu mu?
Çocuklarımızın yaşlarına uygun aktiviteler oluşturarak, onlara
değer vererek, onlarla birlikte zaman geçirerek bu gibi
tehlikelerden uzak olmasını sağlayabiliriz. Birliktelik diyorum
çünkü çocuklarımızın en temel gereksinimleridir birliktelik. O
nedenle okuma saatleri oluşturarak kitap okuyabiliriz. Ve birlikte
neler yapabiliriz, neler öğrenebiliriz, diyerek bu yönde
çalışmalar yapabiliriz. Gerekirse onlarla çocuk gibi oyun
oynamalıyız. İşte anne olmak böyle bir şeydir.
KURAL YERİNE
YAŞAYARAK ÖĞRETMEK
Hatırlıyorum da çocukluğumda mahallemizin yaşlı sevimli bir
teyzesi vardı. Yaşça mahallenin en büyüğü ve bir o kadar da görmüş
geçirmiş bir teyzemizdi. Mahalledeki her yaş gurubunun sevdiği
saydığı biriydi. Çocuklar daha çok severdi onu; ama kimse benim
kadar sevmemiştir… Çünkü o benim en tatlı ve masum oyuncağımdı.
Yanlış anlamayın oyuncağımdı derken. Oyuncağım diyorum, çünkü bize
geldiğinde evcilik oynardı benimle. Kardeşime hep ısrar eder o
oynamayı kabul etmeyince "Hadi gel beraber oynayalım" der yere
sererdi kendini… Ben doktor olurdum onun ağrıyan yanlarını ve tüm
organlarını tedavi eder dururdum. Bana masallar anlatırdı, beni
eğlendirmek için kılıktan kılığa girerdi.
Şimdi rahmetle anıyorum mekânı güzel olsun.
Yavrularımızı büyütürken verdiğimiz emek azımsanmayacak kadar çok…
Bu nedenle verdiğimiz emeği her seferinde dile düşürüp karşılık
bekleriz. Oysa onları eğitmek o kadar kolay ki onlara nasıl
yaklaşacağımızı bilsek...
Kurallarla bağlamak yerine yaşayarak öğretmeliyiz.
Örnek olmalıyız.
Bizi taklit ettiklerini, bizi model aldıklarını unutmamalıyız. 15
aylık kızım var namaz kılarken beni taklit ediyor, amin deyince
ellerini açıp dudaklarını oynatıyor. Yalnız namaz değil evi
düzeltirken, sofraya otururken hep beni taklit ediyor, kitap
okurken bile…
Şimdi hangi emekten bahsedebilirim ki…
Her şeyden önce anne olmak…
Bu yetiyor galiba güzelim yavrularımız için.
Anneliği bilen ve yaşayan tüm annelere sesleniyorum:
Yavrularımız gerçekten masum.
Çocukluklarını ve çocukça yaşadıkları her şeyi özel kılan anne ve
babalarına fazlasıyla ihtiyaç duyuyorlar. Bunu göz ardı
etmemeliyiz. Ve verebileceğimizin en iyisini, en güzelini
vermeliyiz onlara.
Hayırlı evlatlar yetiştirmek temennisiyle..
|